4 Haziran 2012 Pazartesi

Kültürlerarası Bir Uzman: Çevirmen


bi’ işler çevirdik


The Translator as an Intercultural Expert, Building Bridges
Between Cultural Studies and Translation Studies:
With Reference to the Audiovisual Field
Yazar: Juan Jose Martinez-Sierra
Türkçesi: Dilek Öykü Güneşli


Eğer çevirinin kültürlerarası bir eylem olduğu konusunda hemfikirsek düşünmemiz gereken bir sonraki mantıklı aşama, çevirmenin bu yaklaşım bağlamındaki rolüdür. Çevirmeni kültürler arası bir uzman ya da bir aracı olarak görmeye yol açan fikir katılımları oldukça fazladır. Örneğin, Snell-Hornby’nin çalışmalarında(1999), çevirmen işini uluslararasılaşmış bir dünyada, yani bireysel kültürel toplumların çokluğuyla nitelendirilmiş bir dünyada gerçekleştiren bir uzman olarak gösterilir. Bu tür yaklaşımları, özellikle de çeviri eylemini kültürler arası bir değişim olarak algılıyorsak, doğru bulacağız. Bu durumu desteklemek amacıyla şimdi farklı bakış açıları tarafından yapılan ifadelere de göndermede bulunacağım. Çeviri sürecinin bir iletişim eylemi olarak görünmesi kavramından başlayan Mayoral ve arkadaşları (1988:357) çevirmeni “erek dili kodlayanın yanı sıra kaynak dilin kod çözücüsü” ve aynı zamanda “erek kültürde mesaj kaynağı olmanın yanı sıra kaynak kültürde mesajın alıcısı” olarak görürler. İşte burada her çeviride bulunan (kültürlerarası) iletişim sürecine yapılan yaklaşımda hem kaynak hem de erek kültürün hesaba katıldığını açık bir şekilde görürüz. 

Yine benzer bir şekilde metinsel ve söylemsel bağlamda, Hatim ve Mason (1990:223-224) sadece “üretmek için anlamak” ve “yeniden kodlamak için kodu çözmek” açısından değil, ayrıca “anlamı aktarma yolunda ortaya çıkan zorlukları aşmayı” denediği için çevirmenin kültürlerarası pozisyonda aracılık (anahtar terim) yapması açısından da bir aracı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu da çift dilli yeteneğin yanı sıra, çift kültürlü görüşün de bir çevirmen için neden hayati önem taşıdığını gösterecektir. Ona göre Dilbilim, Metin-Dilbilim, Karşılaştırmalı Metinbilim ve Edimbilim gibi disiplinlerin “çevirisel olaya dair açıklamalı güçlerine” rağmen “çevirmen olmak bu disiplinlerin herhangi biri bağlamında ‘çeviri’ olarak tabir edilecek sözler üretmeye indirgenemez.” Ayrıca şunları da ekler: “Çeviri faaliyetlerinin kültürel olarak önem taşıdıkları daha çok fark edilmelidir,” ve “Sonuç olarak, ‘çevirmenlik’ mesleğinin öncelikli ve en önemli gerekliliği sosyal bir rol oynama yetisidir.” Kısacası, çevirmen sadece iletişimsel bir rol değil, sosyal bir rol de oynar. Agost ise teorik
çerçevesini Hatim ve Mason’un modeli üzerine inşa eder (1990). Agost, çevirmenin kaynak dili çevreleyen farklı sosyokültürel bakış açılarına dair sahip olması gereken yüksek kontrolden bahseder (1999:100). Bu durum çok bariz görünse de, bazı zamanlar da kendi kültürümüzü şekillendiren belli özeliklerin bile farkına varmadığımız için, çevirmenin ayrıca hedef dili çevreleyen sosyokültürel bakış açıları üzerinde de güce sahip olması gerektiğini ekleyebiliriz. Santamaria (2001a:246), çevirmenin kültürel aracılık rolünden bahseden bir başka yazardır. Santamaria’ya göre aktarılması gereken göndergeler eğer erek kültürde bulunmuyorsa çevirmen bu göndergeleri bazı sembolik değerlerle aktarmalıdır. Castro Paniagua (2000:24) ise daha da ileri giderek “çevirmenin aynı zamanda bir etnograf olması gerektiğini” ileri sürer. Ona göre, sadece anlamsal bilginin doğru bir şekilde yorumlanması değil; ancak doğal kültürel kodların da yorumlanması çevirmenin sorumluluğu altındadır. Onun görüşüne göre, “çevirmen [bir] mesajı gerektiği kadar kültürler boyunca aktarabilmeli ve o kültüre uyarlayabilmelidir,” böylece çevirmen “münasebette olacağı kültürel çerçevenin derin bilgisine sahip olmak durumundadır.” Castro Paniagua ayrıca bir çevirmenin, uyarlanması mümkün olmayan kültürel bir gösterge ya da metindeki evrenselliğin eksikliği yüzünden suçlu kılınmaması gerektiğini açık bir şekilde belirtir. 

Ona göre, “Bir eserin evrensel boyutları karşılayabilmesi, yazarın edebi dehasına bağlıdır,” ve çevirmenin görevi de bu evrensel boyutu aktarabilmektir (24). Benim düşünceme göre ise, alıcının önceki kelime bilgisindeki belli boşluklar da bu evrenselliğin eksik görülmesindeki sebep olabilir. Hangi durumda olursa olsun, bu son görüş bu makalenin dışında kalan edimbilimsel yaklaşımdan ortaya çıkmaktadır. Başka bazı çalışma alanlarında da benzer yaklaşımlarla karşı karşıya gelebiliriz. Örneğin, Cateora ve Graham’ın çalışmalarına bir göz atalım. Araştırmalarını uluslararası pazarlamanın analizine adamış olsalar da, yine de çalışmalarından söz konusu duruma ilişkin çeşitli fikirler edinebiliriz. Örneğin Cateora ve Graham (1999:85-86) “Bir pazarlamacının yaptığı şey sürekli olarak toplumların kültürleriyle uğraşmaktır,” ve “Tanıtıcı bir reklam yapıldığında [erek kültürde] bir anlama gelen ve tanınan semboller kullanılmalıdır,” demişlerdir. Dahası ise kültürel bir bağlamda: “Pazarlamacı’nın çabaları söz konusu ürünün kabul edilmesi, dayanıklılık göstermesi ya da reddedilmesi için yargılanır.” Bu fikirler genel olarak çeviri ve özel olarak görsel-işitsel çeviri dünyası ile karşılaştırılabilirler. Daha öncesinde söylendiği gibi, çevirmen sadece kaynak kültürde değil, kendi öz kültürü üzerine de çalışmalar yapmalı ya da en azından kültürüne dair bilgi sahibi olmalıdır. Tıpkı bir ürünün pazarlanmasında olduğu gibi, çevirmenin başarısı ya da başarısızlığı da çeviri ürünün kabulü ya da reddedilmesine bağlıdır (burada tüm çeviri ürünlerin pazarlanabilecek ürünler olduğuna dikkat edelim - bir kitap, bir film, TV dizisi vb.) Örneğin çevirisinde çok fazla kültürel hata bulunan bir televizyon dizisine maruz kalan bir izleyici bu programı izlememe eğilimi gösterebilir. Hangi dil olduğu fark etmeksizin Cateora ve Graham (1999:94) bir pazarlama uzmanı için iş yapmayı planladığı pazarın dilini öğrenmesinin ne kadar önemli olduğundan bahsetmişlerdir. Bu durum daha da açık sebepler sonucunda bir çevirmen için de uygulanabilir. Cateora ve Graham ayrıca “Dil, üzerinde uzmanlaşılması en zor kültürel ögedir,” diye ileri sürmüşlerdir ve bazı durumlarda kültürel çevirmene (“sadece diller arasında değil, değişik düşünme yolları ve değişik kültürler arasında da çeviri yapan kişi;” bu figür yalnız yazılı metinlerde değil, ayrıca, hatta daha bile çok - sözlü çeviri ya da mütercimlikte uygundur.) başvurulabileceğini önermişlerdir. Bu şekilde yakışıksız, kırıcı ya da sadece gülünç olan sonuçlardan kaçınılabilecektir. Kısacası, aynı zamanda kültürel bir uzman veya aracı da olan çevirmen (ya da mütercim) figürünü destekleyeceklerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder